22 Kasım 2011 Salı

...

Temmuz aylarında, kırkikindi şimşekleri çakarken uzak tepelerde balkonda oturup yazardım. Sonra kış bastırırken, dökülen kırmızı, sarı yaprakları izlemeyi sürdürerek cam önlerinde devam ettim yazmaya...

Hep bir hayalim vardı. Daima gitme hayalini kurduğum bir yabancı bir şehir ve duvarda o şehre ait posterler...

"Uçuruma uzun süre bakarsan, uçurum da senin içine bakar" sözünün pratiğe dönüşmesine meyilli biriydim, ama yaza yaza sivrildim.
Ve hayal ede ede... Hayal ettiklerime ulaşınca son buldu sevincim. Ben de yaşamak için yenilerini seçtim.

Kış çok ağır: camdan bakınca yaprakları bedenini terkeden bir ağaç göremeyince.
Bu yüzden geçmiyor mutsuzluğum. bu yüzden hiç olmazsa bir posterim olsun duvarda gitme hayalini kurduğum istiyorum, ama öyle sardı ki dünyevi endişeler, beni ayakta tutan çocuk merakımı avcumda tutamıyorum...

Oysa bir hayali olmalı benim gibi terkedilmişlerin. Gitmek için hep hayal kurdukları bir uzak memleketleri, yazmak için avare vakitleri, yaslanıp kitap okuyacakları sıcak bir cam önü köşeleri...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder