17 Ekim 2012 Çarşamba

Fıstık Çamlarını, Çeşmeleri ve Antenleri Anlat Onlara: ROMA

   
 "Savaşları, Kralları ve Filleri Anlat Onlara" diyor Mathias énard, ben ise "fıstık çamlarını, çeşmeleri ve antenleri anlat onlara!" diyorum.

     Roma, hayal edebildiğimden kat be kat daha güzel. 4-5 tarihi mekandan ibaret sandığım şehir resmen, hiç şüphe olmaksızın bir açık hava müzesi. İçinde betonarme olmayan bir 21. Yüzyıl şehri! Zamanın donup kaldığı ve tüm bu tarihe tanıklık etmiş binlerce devasa -ki çok az bulunur bu denli büyüğü- fıstık çamları şehri sarmış. Bulvarların her kıyısı fıstık çamlarıyla örülü, nehir kıyısı ise dev çınarlarla. Derebeyliklerden kalma arsa sahipliğinden olsa gerek zenginlerin öyle büyük avluları var ki; muazzam villalar ve dev gibi yazlık bahçeler... Komik olan ben çocukken kullanılan televizyon antenleri her evin, bu villaların bile çatısında varlıklarını sürdürüyor! Ne kablolu tv var ne de doğru düzgün çanak anten. Her yerde o eski tel antenler! Meydanlarda yemek yerken, gün batıp alaca çöktüğünde çatılarda boy gösteren antenlere, tabii bir de çeşmeleri saran, meydanlara dolan, neşeli ve nazik insan kalabalığına bakıp gülümsememek elde değil...

 Ateşli ve kızgın italyanlar bir o kadar kibar, sevecen ve yardımsever. Her yerde içmeye doyulmayan suların aktığı şahane çeşmeler var!

     Şehre tepeden bakan Giuseppe Garibaldi Meydanı'nın parkı var, Garibaldi'nin, nefis olduğu kadar militarist duran heykeline, muhteşem güzellikteki çınarların içinden geçerek gidiliyor ve sonra tüm Roma kanatlar altında ışıl ışıl görünüyor... O yükseklikte ve uzaklıktaki bir yere otobüsle değild e tabanvay halde gitmeye kalktığımız için şişen ve su toplayan yaralı ayaklarıma rağmen o muhteşem manzaraya karşı bacaklarımı boşluğa sarkıtmak ve bir bardak acı aperolun ardından güzel bir espresso içmek her şeye değiyor... Bu arada en güzel kahveleri karavancılar yapıyor!