1 Mart 2012 Perşembe

biz, hepimiz insandık bir zaman

bir gün yeniden bu güzel gözlü çocuklar gibi "hayret" edebilen gözlerle bakabilmek umuduyla...


İnsanların çıldırışlarını seyrediyorum uzun zamandır.
Nasıl bu kadar vahşileştiklerini, vahşileştiğimizi...
Kendi gibi olmayanı ölüme, nefrete, eziyete mahkum etmenin haksız gerekçelendirilmelerini...

16 yaşında elektiriği ve ısıtması olmayan terkedilmiş 2 katlı bir binada -çikolata kutusuna topladığım desteklerle- bir sergi açmıştım... Dışarıda yarım metre kar vardı... Soykırımları, savaşları, işkenceleri belgelemek, farkındalık yaratmak için kendi gücümce bir mücadele veriyordum. Fotoğraflarla dalga geçenleri tek tek gezdirip aynı şeyi kendileri yaşasalar, babalarının başına çuval geçirilse ya da türk oldukları için derileri yüzülse bu defa nasıl hissedeceklerini soruyordum... O çocukların hepsi daha sonra defalarca geldiler yanlarında başka arkadaşlarıyla, bu kez benim onlara söylediğim cümleleri rehber edinerek dudaklarına...

Hocalı katliamı için Taksim metrosunda hazırlanan sergiye girdim. Dinledim, izledim, ağladım. Ermeni katliamı için anlatılanları ermenilerin ve türklerin ağzından dinledim, okudum, ağladım. Irak'ta daha 8 yıl evvel Felluce'de yaşananları gördüm ekranda her gün, okudum, ağladım. Cezayir'de, Rwanda'da, Kızılderili topraklarında, Hiroşima'da, Güney Afrika'da, Bosna'da, Osetya'da, Kamboçya'da, Şili'de, Çorum'da, Gazze'de, Sivas'ta yaşananları okudum, dinledim, izledim.

Kahroldum.

Daha birkaç gün evvel şovenist ve faşist duygularla sokaklara dökülüp "hepiniz ermenisiniz, hepiniz piçsiniz" diyerek Hocalı'yı anmaya kalkanları gördüm,.

Utandım.

Oysa hepimiz insan değil miydik bir zaman?
Barış zamanı yan yana evlerde, caddelerde yaşarken dostumuz değil miydi bugün kelle avına çıktıklarımız?

Kendi mutsuzken arkadaşı mutlu diye ondan nefret edebilen üniversite öğrencilerinin yaşadığı bir ülkede, kendiyle aynı takımı tutmuyor, kendisiyle aynı soydan gelmiyor, kendi inandığı tanrıya inanmıyor diye diğerini katletmek isteyen insanların yaşaması çok mu garip geliyor... Malesef hala insan olduğumuzu kanıtlayan o "hayret etme" duygusunu bile yitirmiş haldeyiz, çünkü çoğumuza bunlar artık normal geliyor.
Alıştık, alıştırıldık çünkü.

Hayret edemiyorum artık, çünkü bilim öğrenenlerin felsefeden, düşünceden bihaber bırakıldığı, bunları ancak test sorularındaki 5 yanıttan birine tahmini cevap verecek kadar öğrendiğini biliyorum. İçi boşaltılmış, sündürülmüş bir sisteme mahkum edilmiş milyonlarca çocuğun ve gencin itaatkar, kindar nesiller olarak yetiştirilmesini izlemek zorunda bırakılıyorum.

Dindar olmanın çok doğal bir hak olduğunu biliyorum ve fakat dindarlığa kindarlık karıştığında, Allah yerine lidere itaat duygusu aşılandığında neler olabileceğini gördüğüm için korku duyuyorum.

Merhametin, vicdanın çifte standartla uygulanamayacağını anlatmak öyle zorlaştı ki bu korkunç gürültüde. "O başka, bu başka" haykırışları arasında, o da insan, o da çocuk, o da kadın diyebilmek, sesini duyurabilmek öyle zor ki akla, vicdana sığmıyor bu nefret.

Harlı bir ateşin üzerinde fokurdayan bir kazanda haşlanan patatesler gibi yanıyoruz dıştan içe doğru ve hiçbirimizin kazandan dışarı atlayıp kazanı devirecek kolları yok. Yağmurun yağmasını, kaynayan suyu soğutmasını ve altımızdaki ateşi söndürmesini bekliyoruz.

Hiçbirimiz ıraklı, ermeni, hocalı'lı değiliz, hepimiz sadece insanız. Hepimizin sadece biraz merhamete, biraz da merhamet etmeye ihtiyacı var; buza kesmiş kalplerimizi çözmek için. Karşındakine "sen ne hissediyorsun, sen ne düşünüyorsun canım arkadaşım?" diye sormayı öğrendiğimiz gün dinecek sancımız, kuruyacak gözyaşımız.

Bir de kendimize
Biz, hepimiz insan değil miydik bir zaman?  Sahi ne zaman vazgeçtik insan olmaktan?
diye sorduğumuz zaman...

7 yorum:

  1. Bu defa kreamlı bisküviye denk geldi yazı.Patates örneği özgün üretim ise tek kelimeyle çarpıcı.Bir o kadar da zekanın nasıl bir örnek üretebilldiğini göstermesi bakımından dikkate değer.Birde kendi mutsuzken başkasının mutluluğuna katlanamayan üniversite öğrencisine söyle,kendi mutsuzluğundan kurtulmak istiyorsa bu bakış açısını değiştirsin ve "mutlu olmak istiyorsa başkalarını mutlu etsin".Ancak böyle mutlu olunabiliniyor.Öteki türlü ancak ego tatminini mutluluk sanar.

    YanıtlaSil
  2. patates örneği tamamen özgün, o an kendimi patates gibi hissettim olaylar karşısında ve dıştan içe doğru iyice kaynadığımı okudukça gazeteleri... o üniversite öğrencisi (leri) laftan bile anlayamayacak kadar sağır kör olmuşlar tepedekiler gibi ne yazık ki..

    YanıtlaSil
  3. Canım patates cekti, ozellik ile fırında. Belki insanların bu sapkınlıklarının nedeni, patatesi kızartırken kullandıkların yaglardır...

    Kim bilir kullanılan yaglar degisince beyinlerinde bakisi ve algisi bugunden cok daha ozgun olabilir ve ruhsal olarak egolardan uzaklasılır.

    O zamana kadar fırında patates pisirmeye devam, belki bende Nasrettin hoca gibi mayayı tutturum:)

    Unutmadan yazınız fırında patatesimin baharatı oldu. Tesekkurler

    YanıtlaSil
  4. o fırında patatesleri az önce sana ben yapmış olduğumdan mı acaba bu yorumların :) baharatı köriydi onun yazı sonra geldi :)

    YanıtlaSil
  5. Olaylar karşısında bazen üzülüyor insan.Bununla birlikte bazen o kadar mükemmel şeyler oluyorki insan insan olduğu için mutlu oluyor.
    Kızılderilinin köpekleri kavga ediyormuş.Torunu sormuş neden kavga ediyorlar diye.Dedesi demiş biri iyi köpek,biri kötü köpek ondan anlaşamıyolar demiş.Torunu da peki hangisi kazanacak demiş. O da ben hangisini daha çok beslersem o kazanacak demiş, insan da iki ruhludur içinde bir iyi köpek birde kötü köpek kavga eder.Hangisini daha çok beslersen o kazanır demiş.Sanırım bu laftan anlamayanlar yanlış köpeği beslemiş.

    YanıtlaSil
  6. Patates örneği gibi bir de kurbağa örneği var; benzer bir analoji olarak aklıma geldi. Kurbağayı kaynayan suya atarsan anında dışarıya sıçrıyıveriyor, kurtarıyor kendini. Yok, yavaş yavaş ısıtırsan suyu ruhu bile duymuyor. Hani tam olarak ne bağlamda söylediğinden biraz farklı olsa da bu örnek, çoğu insan o suyun epey ısındığından habersiz sanırım...

    YanıtlaSil
  7. kızılderili örneğini çok beğendim izninle çalıyorum kullanmak için. ve evet benim patates benzetmesi kurbağaya çok yakın kurbağanın avantajı dışarı zıplayacak kola bacağa sahip olması.. biz baya patates gibiyiz.. piştiğimizi biliyoruz ama dışarı çıkacak durumumuz yok ne yazık ki...

    YanıtlaSil