2 Ocak 2011 Pazar

geç gelen edit: Ada'da Yılbaşı Gecesi



31 Aralık Cuma: 2010

geçirdiğim en güzel yılbaşı gecesi belki de... kalabalık, cıvıl cıvıl, tanımaktan ve arkadaş olmaktan mutlu olduğum insanlarla ve büyük ada'da! fotoğraflar, kahkahalar, sohbetler... bütün yıl böyle geçsin diliyoruz hep beraber... en kötü günlerimiz böyle olsun... devamı gelir bu yazının ama şimdi kalabalığa yeniden karışmak lazım.. adımı ünlüyorlar masadan :)

-------------------------------------------------------------------
(geç gelen edit: bir ekşi sözlük klasiği)

2 Ocak Pazar: 2011

Yeni yıla böyle neşeyle gireceğimi hiç düşünmemiştim son zamanların kesif havasına çok kapıldığım için... Hatta öyle bir tembellik ve mutsuzluk çökmüştü ki üzerime akşam yatarken sabah arayıp gelemeyeceğimi söylemenin planlarını yaparak uyudum, bu yüzden erken kalkmama gerek de yok zaten fikriyle saat de kurmadım, öğlene kadar uyudum, zira gece üçe kadar NG'de galaksi galaksi gezmiştim uykulu gözlerle...

Gözlerimi açınca ummadık bir durum baş gösterdi: IŞIK: GÜNIŞIĞI: GÜNEŞ IŞIĞI!

Oda resmen ışıkla yıkanırcasına aydınlanıyordu, her kış güneş ışığına hasretten kavrulan depresif ruhum huzur doldu ve yaralı göz kapaklarım mutlulukla açıldı. Bütün bulutlu ve yağmurlu günleri ağlayarak yataktan çıkmamak için geçiren ve işe, okula, toplantılara, arkadaşlara, geri kalan her şeye geç kalan ben, üşenmeden fırlayıp yataktan kabataştan kalkacak vapura yetişmek için bir an evvel hazırlanıp çıktım evden... ilginçtir ilk giden ben oldum kalanlar vapura son dakikada yetişti ve soğuğa inat içerde değil dışarda rüzgara göğüs gere gere martılarla yolculuğa başladık... Daha vapurda kahkalar çınlamaya başlamıştı. Adaya ayak basınca gurbetten dönüp sevgiliye kavuşmuş sevdalı gibi kucakladım adayı, havayı derin derin içime çektim. içimde bir şeyler kıpırdandı aşktan, heyecandan...

Alışverişi yaptık, planları hazırladık, evin yolunu tuttuk. Önce çay demleyip kendimizi doyurduktan sonra, yemekten anlayanlar bay ve bayanlar mutfağa, ilgisi olmayanlar salondaki hazırlıklara döndü, unutulanların alınması için dışarı yollandı ya da yeni gelenleri iskeleden almaya gitti. Terslikler, aksilikler de oldu, derdi tasası olanların kaçan keyiflerine bir gecelik sünger çekildi ve saat 21.00 itibariyle kocaman masamızda 8 kişi gerçek bir aile gibi toplanmış nerdeyse kuş sütü eksik sofrada kadehlerin çarpışmasıyla "en kötü günümüz böyle olsun! şerefe!" nidalarıyla orada ve birlikte olmanın kıymetini bilircesine gülmeye, konuşmaya, doymaya başladı.

Doğduğum günden bugüne geçirdiğim çok güzel yılbaşları oldu, hüzünlüleri de... ama hiçbirinde bu kadar çok gülmedim de güldürmedim de... öyle ki kendi kaburgalarım gülmekten batarken bir yandan yanımdakiler bana "yeter!yeteerr! güldürme ölüyorum, nefesim kesiliyor gülmekten!" diye vuruyorlardı! Herkes bir diğerine bazen hepimizi birine öyle takılıyor, öyle iyi taklit ediyorduk ki konuya malzeme olan bile sandalyeden düşecek gibi gülüyordu... El yapımı likörleri paylaşamayanlar, rakıdan çarpılanlar, şarap kadehlerini doldurup doldurup boşaltanlar, bir de elinde meyve suyuyla "içki istersem eğer, sakın vermeyin, bak fena olur sonra!" diyenler ya da diyen tek bir kişi :) ki en sonunda el yapımı likörün tadına bir bakayım dedikten 20 dk sonra likörün dibinde gezinen, az sonra da göklerde gezmeye başlayan o bir kişi: içtikçe güzelleşen biri :)

Bana biçilen rol mü? Başta ev sahibemizin dışarıya çıkması gerektiği anda yemekleri yapmaya devam eden becerikli arkadaş, masa başında herkesi gülme krizine soktuğu için adı kötüye çıkan "pissliikkk", gece sonunda sarhoş olmadığı için herkesi toparlayıp, gözleri kan çanağı ev sahibesini yatağa yollayıp ben hallederim yat sen diyen ve artık "anne" diye çağrılan -nevra'nın deyimiyle- süper kadın.. E böyle anılmak ve yatağa yatırmaya uğraşırken "sen harika bi kadınsın, seni çookk seviyorummmm!" diyen arkadaşlarımın olması, egolarımı tamir etmeye yetti ;) Gece, eve son gelenlerden daha evvel tanımadığım bir arkadaşın yanıma gelip elini "merhaba anaç, ben babaç.."! diyerek uzatmasıyla son buldu!
 
Ertesi sabah en geç yatan olduğumdan, en geç kalkmasam da geç kalkanlardan oldum. Bir kısım erken yatıp, erken kalkıp gitmişti. Biz kalan bir avuç Büyük Ada'da yeni güne, yeni yıla uyanıp o tadına doyulmaz güneşe sarılıp indik sahile... Ada2nın patlıcanlı poğaçalarını alıp Yüksek Kahve'de çayla kahvaltı edip karıştık Nizam'ın sokaklarına... Kiliselerin, evlerin arasına karıştık... Soğuk gölgeden güneşli yerlere koşarak ısındık.. Nevra'yı iskelede bırakıp 15.00 vapuruyla, unutulmaz fotoğraflar çekerek Kadıköy'e ulaştık... Kadıköy'den 500A'ya binerek eve dönmeyi meğer ne çok özlemişim...






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder