5 Mart 2011 Cumartesi

Güneş

viyana'da eylül'ün en güzel hûzmelerinden biri bulutların ardından gelmişti..

Öyle uzun zamandır günışığı sızmadı ki gözbebeklerimden, artık sona doğru geliyorum diye düşündüm. Bir süre daha görmezsem Güneşi bu kez yataktan bile çıkamayacaktım biliyorum. RadioChopin'i açmış çalışmak için odaklanma çabama rağmen Shumann'ın notalarını tekrar edip durmaktan öteye geçemediğim şu dakikalarda birden aydınlandı oda, başımı çevirdim ve kahveli kremli yatak örtüme düşen iki uzun ışık hûzmesine kapılıverdim... Öyle özlemişim ki ışık hûzmelerini, sanki kımıldasam kaçacaklarmış gibi nefes bile almadan gözümü ışıklarını bahşettikleri yere diktim... Sonra çıkarıp başımı pencereden gökyüzünün, bir tane bile buluta yer vermeden maviyi alabildiğine gösterdiğine şahitlik ettim, derin bir nefes aldım ve hep tam zamanında döngüsünü tamamlayan doğaya ve onu bize veren evrene şükrettim:

Hoşgeldin Bahar, doğduğum ayı bana yine getirdin ve silkinip yeniden dirilmeme izin verdin!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder