31 Ağustos 2010 Salı

havalimanı / part one

Ben ne kadar gitmek istesem de beni sevenlerin gitmeme razı olmadığı uzun bir yola uçacakken, Tanrı bana aşık kulların dualarını kabul etti… annemin ve sevgilimin duaları.. hoş uçamadığımı öğrenince yaşadıkları üzüntü beni yeni bir bilete tonla para dökme konusunda cesaretlendiren şey oldu aynı zamanda.. onların hüzünle karışık gitmese ahh iç geçirmeleri üst mercilerce ciddiye alınıp kabul edildi sanıyorum.

Biz vizeden bir gün önceye alınmış biletimin beni Düsseldorf’a dek taşıyabileceğini, ama orada olasılıkla sınırda bir gece bekletileceğimi öngörüyorduk, ta ki sevgilim okyanus ötesinde 8 saat geriden buradaki gündemi takip halindeyken “uçağa da alınmayabilirsin hayatım..” diyene dek.. nitekim 10 dakika sonra check-in’e dahi alınmadığımı görünce şeytanın avukatlığını yapan adamın ne kadar haklı olduğunu gördüm… ardından uzunca bir telefon trafiği başladı… annemin serzenişleri sakinliğimi kırıp gözlerimi doldurmaya başlayınca kapadım telefonu… kuzenim delirme diyordu “hemen git bir bilet al, artık dönüş yok, gideceksin!” sevgilim “bilet arıyorum senin için sakın geri dönme bekle, önemi yok Paris’e birlikte gideriz, üzülme.." tesellisindeydi. diğer yandan iyi yolculuklar dileğiyle arayan hocam ve dostum şoktaydılar.. biri git diyordu, diğeri kal.. sonunda bir hışımla kalkıp uçuş ve yer bulmak için tüm şirketleri dolaştım.. nihayet buldum, biraz tuzluydu ve bu bütün seyahat planımı etkileyecekti, ama gitmezsem sarışınların en belalısı olan alman ırkına yenilmiş olurum diye bir şüpheye kapıldı yarışçı zihnim! -ama boyumdan büyük ettiğim her sözden sonra olduğu gibi-Almanlara kızgınlığımdan bakmam daha da sarışınlara derken yani, tam karşıma oturup arktik koyusu bir maviyle gözlerini üzerime kilitleyen sarışın ingiliz pilotla tadına doyulmaz bir flört haline geçtim... benim telefon konuşmalarımı ve sesimi dikkatle ama hiç oralı değilmiş edasıyla dinleyip mimiklerimi izlerken elinde olmadan gülümseyip, çapkın dudak kıvrımlarını ısıran bu uzun boylu yanık tenli sarışın ingiliz, yanında onun önünde resmen diz çökmek üzere olan hosteslere inat edercesine benden ilgi bekliyordu… inci gibi bembeyaz dişlerine hayran bırakan çocuksu gülüşü ve kusursuz bedeni tek kelimeyle hayranlık uyandırıyor, beni yine kendimle çelişkiye düşürdüğünü bilmeden arktik koyusu gözlerini üzerimde gezdiriyordu… ve ben her zamanki muzırlığımla onu incelerken hangi havayollarında pilot olduğunu anlamış olmanın da verdiği güvenle yüzüne bakıp telefonda “evet, Pegasus!” diye cevapladım kuzinimi yeni biletimi nereden aldığımı sorduğunda… İngiliz Pilot, koyu mavi gözlerini koca koca açarak şaşkınlıkla yüzüme baktı, bense onun hayretinden aldığım zevkle gözlerine alaycı bir bakış attım, zira o kendisinden söz edildiğini sanmış ve gülümsemesiyle şaşkınlığı karışıp gözlerine oturmuştu. Neden sonra ben bunları yazmaya dalmış ve bana ilhamı veren arktik koyusu gözlerden çok kendi sözlerime kapılmışken onun uçuş saati geldi… ardında pervaneleşen güzel hostesleri peşine alıp ayaklandı, gitmek üzereyken arkasına dönüp benden de yanıt bulan muzip bir gülüş bırakarak gökyüzüne doğru kanat açtı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder