29 Aralık 2010 Çarşamba

umutsuz özgürlük


"Tüm umudunuzu kaybetmek özgürlüktür." demişti Tyler Durden.

Bir türlü kaybedilmeyen umutlar dayanılmaz bir ızdırabı da peşinde sürükleyerek örselerken benliğinizi, artık tümüyle bitirdiğiniz umut, özgürlüğün ve huzurun kapısını açar bir bahar sabahı ışığıyla.

Süregelen bir umudu topyekun yitirmek hayli zor, uzun, zahmetli bir iştir, zira öyle yapışkan, öyle korkunç bir duygudur ki en kutsal sanılan o duygu tümüyle tükenip tüm gemileri yakıp, köprüleri atmanızı sağladığında; yokluğuyla kutsallaşır aslında.  Özgürlüğün soğuk ve keskin rüzgarı nasıl da serinletir bir yangından arta kalma yüreği ve nasıl da güzeldir; belirsizlikten, acı bir katiyetle "en nihayet"e erebilmenin şerefi!

Umut bitince, bağlayıcı tek bir hücre kalmamıştır geriye. Yol açıktır artık.

Yola çıkarken etrafınızı izler ve büyük bir soruyu cevaplarsınız: neden umut ettiğiniz sorusu yanıt bulur sonunda:
 Sevdiği için umut etmez insan, sevildiğini düşündüğü için umut eder, giderken duyduğunuz özgürlük sevilmek kemendinin boynunuzdan sıyrılan rahatlığıdır: sevilmediğini anladığı vakit insan özgürlüğün kanatları ilişir omuzlara... yoksa sevmek yola çıkınca son bulacak iş değildir. o da sizinle gittiğiniz yere gelir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder