11 Temmuz 2011 Pazartesi

fırtına sonrası yangın


Acıyla gelen korkular öfkeye dönüşüyor arada. Ateşten bir savaşçı gibi elimdeki aleve bulanmış kamçıyla vuruyorum inatla suyun sırtına ki yansın, buharlaşsın değdiği yer kamçının. Oysa yanıyorum, ben ateşler içinde acıyla yanarken o su affedici bir tanrısal nefes gibi kabarıp beni sarsın, söndürsün yangını ve yüreğimde tükenmekteki o kutsal suya karışsın istiyorum...

İçimde durulan suyu sardıkça etrafımdaki ateş öfkem ayaklanıyor, ki Şeytandan gelir öfke ve ateşten icad olunmuştur, ve ateşi ancak su uyutur, bu yüzdendir susamışlığım, "kerem gibi yana yana"* denize, beni içine alacak derin maviye uzanışım...

Çünkü durulurum ben, iki başlılıktır beni delirten. Ateşle suyu aynı bedende barındırdıkça dumanlar yükselir kalbimden. Oysa dindikçe yangınım, yükseldikçe içimdeki su, uysallaşır bu kez küçük bir akarsuyun kaynağınca akarım...

Ben ki bir zaman suları dalgalanmış, fırtınalara kapılmış bir denize söylemiştim bu sözleri, ki durulsun kasırgası ve ateşimde ısınsın buz kesilmiş soğuk bedeni...

"nerede olursan ol, hazinen kendi kalbindir… korkun, acın, öfken, neşen, aşkın, umudun onun içindedir ve sen hangisine ihtiyaç duyarsan kalbin ona seslenir… kötü duyguları çağırmasına izin verme, kalbindeki umudu beslemek için iyi bir korsan gibi hep neşeyi, ümidi ve aşkı barındıran topraklara doğru sür gemini… mutlaka seninle kendi hazinesini paylaşmayı bekleyen bir dost ya da bir sevgili yolunu gözlüyordur…"

Bir vakit, nasıl o dalgalar boyumuzu aşarken benim ateşim sönmeden direndiysem fırtınaya, şimdi o dinmiş deniz buharlaşmadan dayansın istiyorum bende büyüyen yangına ve nasıl ısıttıysam ben onu keskin soğuklarda, diliyorum ki bugün o nefes olsun beni yakan sıcağa...


-* "Kerem Gibi" şiirinden - Nazım Hikmet Ran


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder