23 Mayıs 2010 Pazar

üzüm fırtınası...


06.08.09


Bahçeye indim. Akşam güneşi batmadan tüm gökyüzünü saran karanlık yağmur bulutları dünyayı griye boyamışken.. Daha önce fark etmediğim, gizlenmiş üzüm salkımlarını gördüm yıldırım ışığında aydınlanan asma yaprakları arasında. Hafifçe enseme vuran serin rüzgâra ve durmadan harelenen gökyüzüne aldırmadan bir üzüm kopardım.. Hayatım boyu tadına baktığım en tatlı üzümdü bu.


Kocaman, yemyeşil, iri bal damlaları gibi..


Her an tepeme inecek bir yıldırımın korkusunu sindire sindire ikinci yeşil bal damlasına uzandı elim; Çıt. koparıp dudaklarıma götürdüm, dilime değdiriyordum ki yüreğimi çatlatan bir gökgürültüsüyle olduğum yere mıhlandım bir anda, kalbim yerinden çıkacak gibi oldu o bir saniye içinde, tüm bedenim titredi. Sonra bastıramadığım korkulu bir iştahla çiğnedim iri taneyi.. Sonra bir tane, bir tane, bir tane daha! Hem korkuyor, hem elektrik yüklü bir göksel ışıkla aydınlanıyor, hem de üzümleri şehvet içinde yiyordum! O sıra alt katın kapılarından biri açıldı, duraksamadan salkımı kopardım heyecanla ve sessiz adımlarla merdivenlerin aydınlığında kararak tırmandım ikinci kat balkonuna. Bir yandan kaçıyor, diğer yandan ballı tat taneciklerini bir biri ardına ağzıma atıyordum. Eve girer girmez, açık camlardan içeri dolan hışır hışır yaprak sesleri arasında, aralıksız damlayan koca, berrak damlalar karanlıkta ışımaya başladı.. işte! Bu yazmak için beklediğim andı. Karartmadaki odama girip bir mum yaktım ve küçük üzüm salkımının tanesiz dalını kağıdın kenarına bıraktım.....


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder